16 Ağustos 2017 Çarşamba

İSTİFÇİ YAŞANTIMDAN NASIL KURTULUYORUM?

Belki doğum yaptığım, belki doğum sebebi ile iş yaşantısına ara verip evde vakit geçirmek durumunda kaldığım, belki yaşantımın 10 yıllık bir zaman dilimini daha tamamlamış olmak, belki de mantık olarak yeni bir düzeye evrilmem sebebi ile hayatımda pek çok şeyi daha çok gözlemler, daha çok sorgular ve daha çok çözüm yolu arar oldum. Uzunca bir zamandır çok fazla düşündüğüm, çok fazla şeyi değiştirmeye çalıştığım ve girişimde de bulunduğum için, öncelikle hangisini paylaşacağım, hangisini yazacağım konusunda kararsız kaldım aslında. Ama birincil olarak, pek çoğumuzun ortak noktası olduğunu düşündüğüm istifçi yaşam tarzı hakkında yazmaya niyetlendim.

İstifçi kelimesinin Türk Dil Kurumu'nun Büyük Türkçe Sözlük'teki anlamı; stokçu. Stokçu ne yapar? Biriktirir. Tutar. Saklar. Ben de bir dönem -hatta uzunca bir dönem- aynen öyle yaptım. Çalıştığım dönem evde vakit geçirmeye pek vaktim olmuyordu. Zaten İstanbul'da işten çıkıp eve gelmek, yemek, dinlenmek, uyumak derken gün hemen geceye kavuşuveriyor. Hafta sonu azıcık gezeyim, biraz ev işi yapayım, biraz da dinleneyim derken yeni bir hafta göz açıp kapayıncaya kadar kapıya dayanıveriyor. Aslında alışveriş delisi bir insan değilim. İndirim yazısını gördüm diye beğendiğim şeyleri hemen alıvermem. Düşünürüm ihtiyacım var mı, nerede nasıl kullanırım diye. Lakin böyle olmasına rağmen evin içinde hep bir kalabalık, hep bir eşya, hep bir bunalma hali geliyordu bana. Alışveriş meraklısı olmasam da, evdeki eşyaların artış göstermesinde etkisi olan bazı faktörler vardı. 

Mesela;

- Annem-ablam ve benim aramda bir eşya döngüsü vardır. Hediyeleştiğimiz için anısı olan eşya çoktur evlerimizde. Yada birimizin kullandığı (ev eşyası, süs, kıyafet, vb.) bir eşya, diğerine transfer olur. Ablama artık dar gelen, ama aldığı dönemde ciddi bir meblağ ödediği yada özel diktirdiği bir tunik, benim dolabımda kendine yer bulur. Yada bazanın altında... Yada gün gelir nasıl olsa kullanırım mantığı ile sakladığım zibilyon tane eşyanın yanında bir yerlerde...

- Bana hediye gelen ama kullanmaya pek de hevesle olmadığım bazı şeyler de yer kaplardı mesela evde (bilhassa düğünümüzde gelen hediyelerden epey bir eşya bazalı kanepenin altını oldukça işgal etmişti. Bir sürü Borcam (bence Borcam'ın hediye olarak götürülmesi yasaklanmalı memlekette:), havlu, kahve fincanı,... nöbet tutuyordu koltuk takımının bazasında...

- Fazla kıyafet, hemen herkesin başını ağrıtan bir meseledir sanırım... Zaman zaman eleme yapsam da, illa ki bir fazlalık çıkar.

- Kitaplarım çok değerlidir benim. Evde en sevdiğim bölümdür kitaplıklar. Küçüklü büyüklü dizi dizi ciltlere bakınca çok mutlu olurum. Ama hayat okuduğum kitabı ikinci kez okuyacak kadar uzun değil diye düşündürtüyor artık bana (tamam, bazı kitaplar hariç olabilir).

- Sağda solda gezen faturalar, aidat makbuzları, fişler, bir zaman önemi olan ama artık önemi yitirmiş olan notlar, nereye atılacağı-ne yapılacağı bir türlü bilinemeyen "şey"ler (evet, "şey" kelimesi, durumun tam karşılığı oluyor)

- Mutfakta dolapları açınca insanın üzerine devrilecek kadar çok olan kap-kacak-saklama kabı-kuru bakliyat-falan filan...

Aayy, yazarken içim daraldı! Yazdıklarım bir solukta aklımda gelenler. Bunun dışında daha biiiiiiir sürü gereksiz şey vardı evde bir türlü kıyıp atamadığım, satamadığım, veremediğim.

Bu kalabalık beni hep rahatsız ediyordu. Aslında evdeki kalabalığı yetersiz olan dolap sayımıza yükleyerek kendimi rahatlatmak istesem de bilinç altım evde güzel bir ayıklama yapmam gerektiğini söylüyordu hep. Ben bu ayıklama işini sürekli ertelerken, bir gün bebeğimiz olacağını öğrendik. Bebek... Eve yeni gelecek bir birey. Pek tabi onun için bir oda. Odada mobilyaları, sevimli eşyaları, minnak kıyafetleri... İyi ama, ben evde yer yok derken, bir odayı boşaltıp nasıl yeni eşyalar sığdırabilirdim? İşim gerçekten zordu. Çünkü ilk aylar ciddi mide bulantılarıyla gözüm hiçbir şey görmüyordu. Mide bulantılarından kurtulup, ikinci 3 aylık periyota geçtiğimizde sıcaklar bastı, yaz tatili oldu, memlekete gittim geldim, yatılı misafirler geldi derken yine istediğim ayıklama işini yapamadım. Ama kafam sürekli dolu! Çocuğa bir türlü oda hazırlayamıyorum! Son aylara gelince zaten gezip dolaşacak mecal kalmadı. Derken ben gönlüme göre bir oda hazırlayamadan kaldım mı ortada? Gönlümü ferahlatan tek nokta şuydu; yeğenim için kullanılan hasır sepet, bebeğin mobil odasıydı gözümde. Nerede yatarsak taşıyabileceğimiz, özel bir odaya gereksinim duymadan kullanabileceğimiz bir unsurdu bizim için. Bebek biraz büyüyüp, ben rahata erip, çocuğun huyunu suyunu biraz öğrenince evi boşaltacak ve gönlüme göre bir oda hazırlayabilecektim. Ama işler hiç de öyle gelişmedi.

Doğum sonrası -özellikle önceden çalışan annelerde gelişen ve amiyane tabirle- evde durunca kafayı yeme eşiğine gelme sendromu bende muazzam bir şekilde gelişti maalesef. Aylarca kendime gelemedim, evde durmaktan bunaldım, kendi evimi bırakıp resmen annemlere yerleştim (bildiğiniz yerleştim ama... ve annemler bizden farklı bir şehirde yaşıyor...) Eşim her hafta sonu bizi görmeye geliyor, ben husursuzum, ev yine üstüme gelecek diye eve dönmek istemiyorum falan... Korkunç bir dönemdi... Allah razı olsun, haklarını ödeyemem, ailem ve eşim öyle çok sabrettiler ki bana... Şu an fark ediyorum ki evde durmak istemememin en temel sebebi, evin üstüme üstüme gelmesi. Evdeki ve dahi ona bağlı olarak kafamdaki karmaşa. Bebeğe güzel bir oda hazırlayamamış olmanın verdiği huzursuzluk (Süslü püslü bir oda değil kastettiğim. Ona özel bir alan oluşturamamış olmamdı. Bunda pek çok unsur vardı aslında. Ev dardı, bazalı mobilyaya ihtiyaç vardı, ailelerimiz şehir dışında olduğu için o mobilyalara ihtiyacım vardı, onları gözden çıkaramadığım için bebeğe hangi odayı boşaltabilirdim? Küçük ve sevimli mobilyalar mı almalıydım bebeğim için yoksa uzun yıllar kullanabileceği mobilyalar mı olmalıydı? gibi bir sürü şey beni çok bunalttı.) Epey uzunca bir aradan sonra aslında bu durumun lehimize gelişeceğinden haberim yoktu ama tabi (sanırım bebek odası  ve bebekli bir aile için uygun ev tasarımı konusu ayrı bir yazı konusu olacak)...

Böyle böyle derken zaman geçti. Deli gibi düşünüyorum ne yapmalıyım diye. Evi boşaltacağım, tamam, ama vaktim yok! Bebek her şeyi ile bana bağlı... Uyku, beslenme, oyun... Geceleri zaten bölük pörçük uyuyorum... Derken önceden duyduğum Derle,Topla, Rahatla isimli kitap geldi aklıma. Yorumlarını okudum, kitabı yorumlayan blogları araştırdım. Niyetim kitabı alıp okumaktı fakat pek çok yerde kitabın bir çok noktada tekrara düştüğünü okuyunca ve blog yazılarından, yorumlardan ana fikri anlayınca okumaktan vazgeçtim. Çıkan sonuç şuydu; bir eşya sana artık mutluluk vermiyorsa, ortamında bulundurma! Eşyalarına, anılarına deli gibi bağlı olan ve istifçilik yapan ben için bu ilk dönüm noktası oldu. İlk diyorum, çünkü aklımı kurcalayan farklı noktalar da vardı. Mesela evdeki koyu renkli pek çok mobilya (evlenirken genellikle bekarlık döneminde kullandığımız eşyaları birleştirerek kurduk evimizi... daha doğrusu benim zaten oturmakta olduğum eve entegre ettik desem daha doğru). Daha uygun bir ev bulup taşındığımızda eşyalarımızı değiştiririz diye düşünmüştük hep. Ama o daha uygun evi bir türlü bulamadık henüz:) İdare etme mantığı artık yolun sonuna gelmişti benim için. Yeterince idare etmiştim ama artık dayanacak halim kalmamıştı. Evin düzeni de bebek için çok uygun değildi. Ev dar, eşyalar büyük olunca çocuğun rahatça oynayacağı bir yer bulmak zor olacaktı. O yüzden mobilyalar da değişmeliydi (en azından bir kısmı). Hem artık daha sade, daha doğal bir ev yaşantısı istiyordum. Mesela baza olmamalıydı evde, fazla eşya da tabi... E ben çalışmıyorum şu an, kaldık bir maaş. Mobilya diyorum, değiştirmek diyorum, çoğunu diyorum... Masraf kapıda... Ama devir ekonomi devri. Peki ne yapmalı? İşin şakası bir yana, Allah'a şükür şu an için tek maaş kalsak da mantıklı bir plan dahilinde istediğimiz eşyaları alabilecek durumdayız. Fakat hep yeni mi tüketmemiz gerekiyor? Aldığımız her sıfır ürün için enerji ve doğal kaynak sarfiyatı, nakliye esnasında çıkan emisyon ve çevre kirliliği gibi hususları da daha çok göz önünde bulunduruyorum artık. Şunu da eklemekte fayda görüyorum; (konudan konuya geçiyormuş gibi oluyor ama hepsi birbiriyle bağımlı benim gözümde, o yüzden eklemek istiyorum) bebek büyürken okuduğum kitaplar, bloklar, internet siteleri vasıtasıyla sürekli olarak bir yandan da bebek için uygun bir oda ve ev dizaynı nasıl olmalı, evde eğitim nasıl verilmeli gibi şeyleri incelerken yabanelma blogunda okuduğum şu yazı ile aklımda şimşekler çaktı, fikirler uçuşmaya başladı. Sade, çocuklu bir aileye uygun, mümkün olan en az masrafla ama en fonksiyonel evi oluşturmaya dair bir sürü şey şekillenmeye başladı aklımda. Fotoğraflara bakmaya doyamadım. Kitaplar, sade ama hoş mobilyalar, ahşap oyuncaklar, doğal bir yaşam... İstediğim buydu işte benim! Hiç unutmuyorum o yazıyı okuduğum geceyi... Normalde çoktan yatıp uyumam gerekiyordu ertesi gün bebeğin enerjisine eşlik edebilmek için:) Ama yok, kalbim nasıl çarpıyor, nasıl heyecanlanıyorum? Anlatamam:)


En temelde yapmam gereken şeyi biliyordum; 

Evde gereksiz ne varsa (beni huzursuz eden-anısı var diye sakladığım ama kullanmadığım, dar gelen/kullanmayacağım kıyafetler, gereksiz notlar/fişler/vs., plastik saklama kapları, lüzumsuz mutfak gereçleri) elenecek. 

Satılabilecek olanlar satılacak.  İhtiyaç sahiplerine verilebilecek olanlar verilecek. Kitaplar (bir kısmı tabi) satılacak yada bağışlanacak. 

Ve yavaş yavaş girişimlere başladık. Yaz döneminde eve dönmüş ve ayıklama işini kısmen yapmıştım ama yeterli değildi. Detaylı ayıklama ve eşyaları satma işine karar verdiğimizde ise annemlerde kalıyordum yine. Eşimle sürekli yazışarak, telefonla konuşarak bazı işleri halletmeye çalıştık. Mesela dolaptaki çantalarımın fotoğrafını gönderiyordu bana. Ben de söylüyordum, şunu şunu kullanmayacağım, yeğenim istiyor, gelirken getirir misin, ona vereceğim falan gibi... Satmaya karar verdiğimiz eşyaları fotoğraflıyordu yine eşim. Ben de sahibinden.com ve letgo gibi sitelere yüklüyordum. Gelen mesajlara cevap verip, epeyce bir şeyi elimizden çıkardık. Halen satışta olan ürünlerimiz de var. Bununla birlikte almamız gereken mobilyalar da vardı tabi. Bahsettiğim sitelerden ciddi ve sıkı biçimde ürün araştırdım, takipledim, pazarlık yaptım ve gönlüme göre temiz, güzel bir kaç parça eşyayı aldık. Biz eve dönmeden eşim bir arkadaşımızla onları aldı (aldıklarımız dolap, şifonyer gibi ürünler) ve kurdu. Bence harika oldular! :) Sıfırlarını alacağımız fiyatın yarısına, istediğimiz eşyaları almış olduk. Şunu kabul ediyorum, sıfır ürünle kıyaslanmaz elbette. Küçük çizikleri falan olabiliyor. Ama biz bebekli ve kiracı bir aileyiz. Bebek büyürken zaten kısmen hasar görüyor eşyalar. Ne zaman taşınacağımız da belli değil. Temiz olduktan sonra bir takım ürünü ikinci el kullanmayı çok mantıklı buluyorum artık. Öyle şeyler düşüyor ki o sitelere, insan şaşırıyor! Akla hayale gelmeyecek semtlerden alış-satış yapan bir sürü insan var. Önceden hiç aklıma gelmezdi doğrusu:) Ama sıkı takiplemek lazım... Yurt dışında pek meşhur olan garage sale durumu aslında bir nevi. Başkasının işine yaramayan bir şey sizin açınızdan oldukça iş gören bir unsur olabiliyor, yada sizin gözden çıkardığınız bir ürün başkasının oldukça işine yarayabiliyor.
İhtiyaç sahiplerine verilebilecek bazı eşyalarımızı bu yazımda daha önceden de yazdığım üzere belediyeye teslim ettik. Aslında yolun başındayım henüz. Aklımda planım hazır. Bebeğim uyuduğunda vakit buldukça eşinmeye devam ediyorum evde:) Öyle şeyler çıkıyor ki sakladığım... Aayyy:) Mutfak olayına henüz vakıf değilim, onu sona bıraktım. Ama elime geçtikçe atıyorum bir sürü şeyi...

İşte böyle... Arınmaya, huzur bulmaya ihtiyacım varmış. Az tüketim, az eşya, doğal kaynakların az tüketimi ve az eşyanın getirdiği mutluluk. İşi azalıyor insanın. Evde enerji daha rahat geziyor. Dolabı açınca üzerinize devrilecekmiş gibi olmuyor. Gerçekten, arınmak güzel şey... İçinizdeki sıkıntının sebebi gereksiz eşyalarınız olabilir. Bence iç sesinizi bir dinleyin;)

12 Temmuz 2017 Çarşamba

KANAVİÇELİ ABAJUR/AVİZE YAPIMI

Bebeğimizin odası için abajur/avize arayışlarım sırasında aklımda olan bir model vardı. IKEA'nın eski bir ürünü aslında; nakışlı, kuşlu, dallı, renkli menkli sevimli bir abajur... Ablam yeğenimin odası için aldığında bayılmıştım. Ammavelakin o ürünü bir daha IKEA'da bulamadım. İnternette epeyce araştırdım, nafile... Farklı markaların nakışlı ürünlerini inceledim. Bir üründe nakış işin içine girince, fiyat otomatik olarak 1.5 kat falan artıyor sanırım. Tam gönlüme göre olmasa da bir abajuru kestirdim gözüme. Denizci temalı, üstünde gemi, deniz feneri, su taşından yapılmış dalga ve mavi kumaştan bir deniz. Nakışla bir şeyler de yazılmıştı üzerine ama ne yazılı olduğunu anımsayamıyorum şu an. Sipariş verdik ama içime de tam sinmedi. Abajurun ebatları sanki odamıza büyük gelecek gibi hissediyordum. Fiyatı da biraz fazla gelmişti aslında, geçen yaz 90 tl idi. Derken abajur eve geldi, merakla hemen açtık ve duvara astık. I ı... Olmamıştı. Düşündüğüm gibi, odamız için büyüktü. Zaten fiyatı da fazlaydı. Dedim, iade edelim biz bunu. E peki benim nakışlı abajur hevesim ne olacak? Annem de bizdeydi. Düşündük taşındık. Dedim, beyaz bir abajur alsak... Üzerine kanaviçeden istediğim motifleri işlesem ve kanaviçe kumaşını abajura bir şekilde sabitlesek? Neden olmasın dedi annem. Gittik KOÇTAŞ'tan beyaz bir abajur aldık 45 tl'ye. Ebatları öncekine oranla daha küçük... Oh mis... Lambayı takmak ve abajuru duvara sabitlemek için olan aparat abajurdan ayrı satılıyor. Yalan olmasın, o da 20 tl idi sanırım. Aldık onu da. Mevzu işleme kısmında tabi... Öncelikle hangi motifleri işlesem diye düşündüm. Yelkenli, çapa ve deniz fenerinde karar kıldım. İnternet derya deniz. Bir sürü motif şablonu var. Ama önemli olan, işlediğim zaman ebatlarının abajur üzerinde birbirleri ile uyumlu olması. Motiflerdeki çarpıların sayılarıyla oynamam gerekti. Bazı yerlerde artırdım, bazı yerlerde genişlettim. Bazı yerlerini de uydurdum:)


Belki işlemek isteyen olur, motifleri tek tek yakından ekleyeyim.


Yelkenliyi işlerken epeyce uydurduğumu söylemem lazım:) Başka türlü denk getiremedim:)


Çapayı sanırım orijinal sayılarıyla işlemiştim.


Bu arkadaş da deniz fenerimiz...

İşlemeleri yaptıktan sonra etamin kumaşının çevresini hafif fırçıttım. Kumaş beyaz, abajur beyaz, biraz renk olsun diye de kumaşın kenar kısımlarına basit şeritler işledim. Motifleri sıcak silikon tabancası ile abajura yapıştırdım. Tam hayalindeki gibi oldu mu Beyza derseniz, cık derim. Ama elimden gelen bu kadarı oldu:) Abajur tam silindir şeklinde olsa, üzerinde çalışmak daha kolay olurdu. Alırken onu hesap edememişim. Bizimki yukarıdan aşağıya genişlediği için, bir şey yapıştırmak biraz güç. Mavi kumaşla deniz yapılabilirdi mesela, ama kumaş her noktada eşit dönmeyeceği için problem olur diye hiç girmedim o işlere. El emeğimi kullanmak güzel bir şey ama, onu inkar edemem. Maliyet olarak da daha uygun oldu tabi. Ha el emeğinin karşılığı yok, o ayrı;) Tamamlayıp asalı 1 sene oldu olacak neredeyse. Yazmaya ancak fırsatım oldu. Küçük de olsa bir fikir vermiştir umarım;)

Instagram'da @birdunyafikir hesabından takip edebilirsiniz...

10 Temmuz 2017 Pazartesi

BEBEK YATAĞI SEÇME GÜÇLÜĞÜ

İnsan bebek sahibi olacağını öğrenip hazırlık aşamasına geçtiği anda, o güne kadar hiç de ilgi alanına girmeyen pek çok şey artık odak noktası oluyor. Temin edilmesi gereken bir sürü şey sizi bekliyor. Satın alma konusunda bizi en çok zorlayan elemanlar yatak, bebek arabası, ev tipi ana kucağı ve oto koltuğu olmuştu. Modeller, ürün kaliteleri ve fiyatlar arasında epeyce fark oluyor tabi. Tüm araştırmalarımız, mağaza mağaza gezip tozmalarımız, ürün yorumlarını okumalarımız ve satış görevlileri ile fikir alışverişlerimiz neticesinde ben şu kanıya vardım; ilk olarak üründe bulunmasını istediğiniz önceliği kafanızda belirleyin. Çünkü bu ürün gruplarında en iyi diye bir şey yok. İhtiyacınızı maksimum şekilde sağlayan ürün, en iyi ürün. O üründe dahi "şurası da şöyle olsa iyi olurmuş" diyebileceğiniz şeyler olabiliyor zira. 

Yukarıda da belirttiğim gibi, alma arefesinde internetten oldukça araştırma yaptık eşimle. Ürün yorumlarını, blogları okuduk. Tecrübeyi paylaşmak önemli. Bu sebeple belki arayış içinde olan, fikir edinmek isteyen birilerine bir nebze faydası olabilir düşüncesi ve tabiri caizse internete olan vefa borcumu ödemek adına bebek yatağı seçimimizi nasıl yaptığımız konusundaki tecrübelerimi paylaşmak istedim.

Öncelikle şunu söyleyeyim; bebeğimiz doğmadan önceki düşüncemiz, onunla aynı odada uyumak yönünde idi. Aslında bebek doğmadan önce öyle süslü püslü, cici mobilyalı bir oda da hazırlamadık. Yanımızda yatabileceği bir yatak ayarlayabilmek ilk etapta işimizi görecek diye düşündük. Bebeğin karakterini biraz daha tanıyıp anlayınca, ona göre bir oda planlaması yaparız dedik. Ablamın bana bir önerisi oldu. Yeğenim için alınan çok şirin bir hasır sepet vardı. İçine pamuk yatak da diktirilmişti. Bu seyyar yatağın ilk aylar için kullanım açısından bize rahatlık sağlayacağını düşündük. Hafif olduğu için taşıması kolaydı, pamuk da sağlıklı bir malzeme olduğu için bebeğimiz rahat eder diye düşündük. İlk aylar için çözümümüz hazır diye geçse de içimizden, arayışlarımız devam etti. Acaba park yatak mı alsak diye epeyce bir bakındık. Joker, Ebebek gibi büyük bebek mağazalarının yanı sıra şu an adını anımsamadığım bir sürü dükkanı defalarca gezdik. Ebebek mağazasındaki Joie Illusion park yatak pek bir gözümde kalsa da bir türlü emin olamadım. Bebeği kucaklayıp o yatağın içine koymak, bebek ağırlaştıkça, ilerleyen aylarda benim açımdan sıkıntı olur diye düşündüm hep ve bir türlü "evet,bu olsun" diyemedim. Nihai kararımız, ilk 4-5 ay için sepet yatağımızı kullanmak yönünde oldu.


Konu bebek olunca planlar pek tutmuyor:) Hastaneden çıkıp eve geldik ve bebeğimiz bu yatakta sadece 40 gün yatabildi. Çünkü biz 15 günlüğüne diye gidip, aylarca annemlerde kalmak durumunda kaldık. Evimize tekrar döndüğümüzde bebeğimiz emekliyordu ve boyu artık bu sepete tabi ki sığmıyordu:) Hal böyle olunca "e bu çocuk şimdi nerede yatacak?" mevzusu bir kez daha gündemimize oturdu. Yine mağaza dolaşmalar falan derken, farklı şeyler almak için gittiğimiz İSTOÇ'ta fikir edinelim diye baktığımız bir park yatağın içine bakmak için eğilmemle birlikte aldığım plastik kokusu neticesinde asla park yatak almamaya karar verdim. Tabi şunu da eklemem lazım, bu zaman sürecinde bebekli bir evin dizaynı nasıl olmalı, çocuk gelişimi açısından  bebek mobilyalarında nelere dikkat edilmeli gibi konular hakkında çok okudum. Ve şu nokta, o andan itibaren benim için yol gösterici oldu: çocuğa ait eşyalar, onun kolaylıkla erişebileceği yükseklikte olmalı ki çocuk ihtiyaçlarını başkalarına muhtaç olmadan karşılayabilsin (evet, Montessori Metodu:) Ve kullanılan eşyalar mümkün mertebe doğal malzemeden oluşsun (ahşap mobilyalar bana iyice göz kırpmaya başlamıştı). Hal böyle olunca, biz de basit ve beşik tarzında, hafif bir ürün alalım, sonrasında yer yatağına geçiş yaparız dedik. Agashi marka beyaz bir beşik aldık. Bizim aldığımız dönemde (2016 yazı) piyasaya yeni giriyorlardı. Şu an Joker mağazalarında bizim aldığımız fiyatın epeyce altına satılıyor;) Yapboz gibi bir yatak, çivi falan gibi bağlantı elemanları yok. Parçalar birbirine plastik apartlar ile tutturuluyor. Tekerlek çıkarıldığı zaman beşik gibi sallanabiliyor. Pratik, hafif bir ürün. Her ne kadar yatağın kullanım süresi için 6 yaşa kadar uygun dense de bebeğin boyu uzadıkça yatağın korkuluklarını aşma hevesi artıyor. Kilo aldıkça, yatağın içinde dönerken de biraz ses çıkıyor (yatak hafif çünkü). İkea beşiklerinde de aynı problem var diye okumuştum. Ama 1.5-2 yaşa kadar idare eder. Zaten o vakitten sonra da bebek düşebileceği gerekçesi ile yüksekte yatmamalı bence.


Bu yatağı da çok uzun kullanmak nasip olmadı bize:) Bitip tükenmek bilmeyen göçebelik hayatımız sebebi ile yavrucağızım 4 ay belki yattı herhalde. Bu yatağın bir dezavantajı, bebek başını vurmasın diye beşik koruma kullanıldığında, çocuğun çok terlemesi... Bizim bebek çoğunlukla yüzükoyun yattığı için de çok terliyor gerçi. İkea'nın yaklaşık 15-20 cm yüksekliğindeki beşik koruması, bu ürün için ideal. Beşikteki boşlukları tam kapatacak şekilde koruma kullanınca çocuk çok terliyor (bu durum koruma kullanılan tüm yataklar için geçerli olabilir mantıken). Her şeye rağmen severek aldık ve kullandık. Ama minnak böcek tırmanma çabalarına girince yer yatağına geçiş sürecimizi hızlandırdık.

İnternette, İnstagramda Montessori yatağı diye bir furya var. 4 tarafı ahşap, üst kısmı çatı gibi, en düşük fiyat 1.000 tl benim gördüğüm. Şaka gibi bir şey. Anneler çocukları için en iyisini yapmak ister hep, tamam. Ama 1.000 tl lik ahşap çerçeve ve çatı olmayınca, çocuk o yatağa kendisi erişemiyor mu çok merak ediyorum? Amaç o zaten, çocuk uykusu gelince yatağına kendi yatabilsin. Uyanınca düşüp şaşmadan kalkabilsin. Biz o kafadayız yani en azından:) Bundan mütevellit, yeniden yatak arayışına başladık:) İşbir, Doğtaş, Yataş, İstikbal, Yatsan, falan filan yine bir sürü marka gezdik. Ben aslında eski usul, pamuk yataktan yanaydım. İnternette bebekler için şu an en çok önerilen yatak türü ise lateks yatak. Gezdiğimiz mağazalardaki satış görevlileri ağız birliği yapmışçasını şunu söyledi; eskiden pamuk ve yün sağlıklıydı, evet. Fakat şu an alerjik reaksiyonlar eskiye oranla çok daha fazla. İstanbul nemli bir şehir. Pamuk ve yün, nemli ortamlarda bakteriler için uygun bir mekan. Balkonlar küçük. Pamuk yada yün yatağınızı açıp güneşletebilme imkanınız var mı? Pek yok... Bu sebeple doğal bir kauçuk olan lateks, bebekler için güvenilir bir malzeme... Biraz düşününce aklıma yattı. İçime en çok sinen ürün de Yatsan Tempur'un Popcorn bebek yatağı oldu ve onu aldık. Taklitlerinin çıkmasından çekinildiği için, içeriğinde küçük bir değişiklik yapılacağını ve farklı isimle piyasaya yeniden çıkacağını söylemişlerdi satın alma sürecinde. Şu an baktım, internet sitesinde görünmüyor ürün. Ben oldukça memnunum yataktan. İç malzemesi zaten doğal. Kumaşındaki pamuk oranı yüksek ve kaliteli bir kumaş. Oldukça fazla terleyen bir bebek için doğru seçim olduğunu düşünüyorum. Özel ölçü üretme imkanı da var. Fiyat piyasa ortalamasına göre biraz yüksek ama değer bence. Çünkü bir bebek günün en az üçte birini yatağında geçiriyor. Ha tam anlamıyla havalı bir Montessori yatağı olmadı bizimki:) Yan kısmına bebiko uyurken yere düşmesin diye yastık koyuyoruz ama hiç de sorun değil bizim açımızdan;) O da sınırlarını öğrendi artık. İlk günlerde yastıkların üzerinde buluyorduk uyandığımızda ama şu an durum stabil... İlerleyen süreçte, belki kendimiz -1.000 tl olmasa da- basit bir şekilde, ahşap bir çerçeve yaptırırız çevresine. Ya da az yüksekliği olan bir yatak alırız.

Umarım bir fikir verebilmişimdir. Bebikolara (ve dahi annelerine) bol ve huzurlu uykular getirsin yatakları.

3 Nisan 2017 Pazartesi

İKİNCİ EL ANNE BEBEK EŞYASI MI?

İnsanların en kolay sömürüldüğü konulardan biri çocukları için yapacakları alışveriş tercihleri bence. Çünkü anne babalar hep "yemedim yedirdim, giymedim giydirdim" derler:) Durum o kadar çocukların lehine görünüyor yani bu sözle... Fakat günümüzde pek çok üründe olduğu gibi seçenek çok. Malın iyisi var, kötüsü var. Ama isteyerek ama istemeyerek maruz kaldığımız tüm etkenlerle "al, al, al" bombardımanına hedefiz. Ebeveynler, çocuklarının emsallerine göre en akıllı, en iyi, en önce ve en hızlı yapan olmasını istiyorlar. Anne baba olmak artık bir maraton gibi. Çocuk yetiştirme konusunda farklı akımlar var. Artık eskisi gibi çocuğu sokağa salayım, acıkınca gelsin eline bir dilim ekmek üzerine evde mayalanmış yoğurttan sürüp üzerine biraz nane, kırmızı biber dökeyim de yeniden sokağa salayım gibi bir yetiştirme tarzına rastlayabilmek güç. Çünkü çocukların çıkıp dünyayı keşfedebilecekleri, yorgunluktan bayılıncaya kadar oynayabilecekleri sokaklar kalmadı maalesef pek... Evde, steril ortamda (?), dört duvar arasında bunalan çocukları oyalamak için meşgale bulmak lazım. E her zaman aynı oyuncakla oynamak çok cazip değil, yeni ürünler de almak lazım. Bu da maliyet demek...

Yada minnak bebekler için alınması gereken eşyalar... Bebek arabası misal... Ne menem şeydir onu seçebilmek... Hem de isabetli bir biçimde... Hem de küçük bir servet ödemeden... O çok sevimli bebek beşiği mesela... Çocuk sadece bir kaç ay yatacak içinde. Ama belki paşa gönlü yatmak istemeyecek. Bunu kim bilebilir? Ev tipi ana kucağı mı? Bizim bebek çok güzel eğleniyordu içinde, sizinki hiç durmadı mı? Hay Allah... Aktivite masası mı? Evet canııım, o yanarlı sönerli plastik masanın ortalama fiyatı üç haneli rakamlara varabiliyor. Hı hı, sahiden... Ve bir süre sonra yüzüne bakılmaz bir aymazlıkla çocuk tarafından bir kenara atılabiliyor. Kader... :)
Çocuklar için yapılan alışverişin kötü bir yanı daha var: çocuk plesantadan ayrılıp, dünyaya gözünü açtığı boyda ve ebatta kalmıyor malumunuz. Bilhassa beşikteki ve büyüme çağında olanlar... Boyu uzuyor, ayağı çabuk büyüyor, bir kullandığını bir daha kullanmak istemiyor, aylar önce indirimden alınan bir kıyafet dolabın bir köşesinde boynu bükük vaziyette unutulduğu için hiç kullanılmadan kenarda bekleyip duruyor. vs.

Gelelim hamilelik ve annelik olayına (ve dahi giderlerine)... Hamilelik dönemi NŞA'da (normal şartlar altında) 9 ay. Çocuk ehli keyifse bir 10 gün daha ekleyelim. Emzirme dönemi desek; 2 yılla doğumdan sonraki bir kaç gün, hafta ya da ay ile devam eden bir süreç. Bu dönemde bir anneye lazım olabilecek ürünler var: hamile kıyafetleri, lohusa pijaması/geceliği/tacı/terliği (normal sarf malzemesi değil dikkat, "lohusa" ibareli olması lazım:), göğüs pompası, göğüs pedi, göğüs kremi, çatlak kremi,... liste uzar da gider. Bu ürünlerin kimi gerçekten ihtiyaçtır, kimini anne/anne adayı heves ettiği için alır, kimi ürün hediye gelir. Bu arada bu zıbıttı çıktıların tamamı kullanılabildiği gibi bir kısmı kullanılmadan da kalabilir. Mesela göğüs pompası... Google amcada yapılan "doğum için hastane çantası hazırlığı" aramasında karşımıza çıkacak listelerin pek çoğunda göğüs pompası yer alır. Bu güzide cihazın fiyatı ortalama 150 tl diyelim. E annenin sütü yok, kullanmadı. Ne yapacak bunu? 

Bahsettiğimiz kategorideki ürünlerin genel anlamda ortak noktası şu: 
- ihtiyaçmış gibi görünüp kullanılmadan bir kenarda kalabilme potansiyeli,
- şanslı ise ve kullanılırsa kullanım ömürlerinin kısıtlı olması,
- bedellerinin yüksek olması,
- zaman ilerledikçe evin içinde/balkonda/kilerde/ardiyede/bodrumda giderek yer kaplamaları
- pek çoğunun halen kullanılabilir durumda ve bir başkasının ihtiyacını karşılayabilecek nitelikte olması
Artık ihtiyaç duymadığım, nur topu gibi bir sürü ürünüm var, aman sabahlar olmasın!

Söz konusu ürünleri şansınız varsa ve paylaşımcı bir ruha sahipseniz çevrenizdeki eşe-dosta yada ihtiyaç sahibi birine verebilirsiniz pek tabi. Aynı şekilde sizinle kendi eşyalarını paylaşanlar da olabilir. Ama bazen bu ortam oluşmuyor. Yada yaptığınız masrafın bir kısmını ürünlerinizi satarak yeniden kendinize döndürmek isteyebilirsiniz. Yada kısıtlı süre kullanacağınız ürünleri ikinci el olarak satın alabilirsiniz. Bunun için incelenebilecek pek çok internet sitesi mevcut. Üstelik bu sitelerde sadece ikinci el değil, hiç kullanılmayan ürünler de alınıp satılıyor. 

İkinci ele güvenilir mi peki?

İkinci el ürüne mesafe ile bakan pek çok kişi var aslında. Bilhassa ürünün temiz olup olmayacağı ile ilgili kuşkular başı çekiyordur sanırım. Bunun yanı sıra internet ortamında kime nasıl güveneyim, ödemeyi nasıl yapayım, teslimat nasıl olacak gibi soru işaretleri de zihinleri kurcalıyor olabilir. Şunu belirtmekte fayda var; bu tür alış-satış işlemlerini yapan 2 çeşit site yapılanması var.

Birinci grup; belirli bir komisyon karşılığında alış-satış işlemini düzenleyen, hem alıcı hem de satıcının çıkarlarını gözeten ve maduriyetlerini engellemeyi amaçlayan siteler (tutumluanne, kidimami, bebecruz gibi). 
İkinci grup ise hiç bir aracı olmaksızın alıcı ve satıcının birbirlerine olan itimatları ile işlemi gerçekleştirdiği siteler (sahibinden.com, letgo gibi)

İkinci el eşya ile çevreyi ve doğal kaynakları korumak mümkün...

Aslında şunu belirtmekte büyük fayda görüyorum; her türlü ürünü ikinci el olarak alıp kullanamam (ve de satmam). Fakat temizlenebilir, iyi durumda olan ve gerçekten birinin ihtiyacını görecek nitelikte olan eşyaların bu şekilde bir sirkülasyona girmesinin daha az doğal kaynak kullanımı, daha az çevre kirliliği ve kişiler için daha az maliyetle daha farklı ürün gamına sahip olma şansını sunduğuna canı gönülden inanıyorum. Yurt dışında oldukça yaygın olan, ülkemizde de farklı yerlerde yavaş yavaş boy göstermeye başlayan garage sale olayı aslında bu durum bir nevi.



Ben şu ana kadar bebeğim için pek ahşap oyuncak, ahşap yapboz, ev tipi ana kucağı, kendim okumak için çocuk gelişimi ile ilgili kitaplar (ki birdunyafikir ismiyle instagram hesabımda bu kitaplar hakkındaki fikirlerimi paylaşıyorum), hem de bebeğimin büyüyünce okuyabileceği nitelikte olan kitaplar satın aldım. Aman aman büyük bir problemle de hiç karşılaşmadım. Alış ve satışlarımı yukarıda bahsettiğim iki internet sitesi türünde de yaptım. Halen de satışta olan, yada satın aldığım ve kargo sürecinde olan ürünlerim var. 

Peki hangi ürünler alınıp satılabiliyor?

Anne ve bebeğe dair hemen her şey diyebilirim. Zıbın, kıyafet, yatak, beşik, ayakkabı, patik, mobilya, ahşap oyunca, plastik/peluş/figür oyuncak, kutu oyunları, yürüteç, hoppala, oto koltuğu, mama sandalyesi, kitap, hamile kıyafeti, göğüs pedi, ... aklınıza ne gelirse!

Bu yazı ikinci el anne bebek eşyaları konusunda bir başlangıç olsun. Farklı bir yazı ile şu ana kadar kullandığım siteler ve edindiğim tecrübeler hakkında da bir şeyler paylaşmayı düşünüyorum.

* Görseller alıntıdır.